EMEKLİ AYLIKLARI DÜŞÜK
Çalışanların ücretlerinden onların geleceklerine katkı sunma vaadiyle kesinti yapılması 1960 lı yıllara dayanıyor. Önce memurlarla başladı. Sonra işçilere ,en son da işverenlerin gelirlerinden kesinti yaparak emeklilik kasasına aktarıldı.
Tüm bu kesintilerde ortak söylem tüm bu emeklilik prim kesintileri en yüksek ekonomik getiriyi sağlayacak biçimde değerlendirilecekti. Burada toplanan paralar üretime, sanayiye aktarılacaktı. Çalışanlar açısından da ileride yaşayacakları yaşlılık döneminde yaşamlarını devam ettirecekleri iyi bir gelire kavuşacaklardı.
Bugüne kadar toplanan paralar enflasyon karşısında eridi ,adeta kuşa döndü asla neye göre nemalandırıldığı açıklanmadı .Zorunlu tasarruflar hep Ziraat Bankasının mevduat faizi üzerinden güncellendi. Oysa bu kesintiler yapılırken en yüksek getiriyi sağlayan ekonomik enstrümanlar da değerlendirileceği konuşuluyordu.
Vergi koymaktansa insanların içinde bulundukları zor durumu istismar ederek, umut vadederek onların ücretlerin bir kısmını zorunlu olarak toplayarak toplanan fonları sermaye piyasasına aktararak bugünlere kadar gelindi.
Bugüne kadar aslında acı ilacın tatlandırılması için yapılan açıklamalar hep gündemdeydi. Bugün ise sermaye şirketlerini beslemek için yasa yoluyla cebimizden alınan paranın nemalandırılmadan emeklilere ödenmesi sağlanıyor.
Geçen süreçte kademeli olarak yaşlılık aylıkları bile isteye düşürüldü. Dünyanın neresinde emekli aylıkları düşükse düşük aylıklara bağlı yaşlı yoksulluğunu giderebilmek için hazineden para çıkmasın diye çalışanlara ek yükler getiren sistemler kurulur.
Yaşlılık sosyal bir risktir. Yaşlılığa bağlı olarak ileride gelir getirecek bir işte fiziken çalışmayı yaşa bağlı olarak yitiriyorum. Gelir elde edemediğim bu dönemde ölene kadar , çalıştığım dönemdeki hayat standardım bir başkasına muhtaç olmadan sürdürebilmek için yaşlılık denilen sosyal riski gençken satın alıyorum. Gençken zorunlu olarak kesilen işçi/ işveren primleri ile ileride yaşlılık aylığı almayı umut ediyorum. Bu kesilen primler aslında yaşlılık (sosyal) riski satın almaktır.
Bunun karşılığında devlet bana ne vadediyor?
Devlet bana 25 yıl çalışırsan prim ve yaş koşulunu da gerçekleştirirsen ben sana yatırdığın primleri güncelleme katsayısı ile çarpıp güncelleyerek ve belli bir Aylık Bağlama Oranı (ABO) ile bir aylık bağlayacağım diyor.
Bu aylık hesabında İki tane çarpan var.
Bunlardan birisi aylık bağlama oranı diğeri güncelleme katsayısı bunlarla oynadığın zaman yani güncelleme katsayısını düşürürsen ve Aylık Bağlama Oranını düşürürsen benden aldığın peşin olarak aldığın primler karşılığı bana ödeyeceği yaşlılık aylığı da düşüyor.
Bu durumda Devlet vaat ettiğini yerine getirmiyor. Çalışırken sürdürdüğüm hayat standardını en azından %70 ini çalışmadan da sürdüreceğim emeklilik döneminde de sağlayabileceği bir emekli aylığını vermiyor.
Benden aldığı parayı çarçur ediyor değerlendirmiyor.
Sosyal Güvenliğin primli sistemine aykırı bir sürü düzenleme yapıyor.
Borçlanma yasaları çıkarıyor. Toplanan primleri ucuz kredi olarak kullandırıyor. Bu para doğru düzgün değerlendiremediği için yaşlılığımda hayat standardımı koruyacak bir aylık vermiyor.
OECD rakamlarına göre Gayrı Safi Milli Hasıladan emekliler için ayrılan paya baktığımızda emekliler için en az pay ayıran ülke Meksika, Güney Kore ‘dir. Türkiye ‘de giderek bu ülkelerin arasında yerini alıyor. En kötüler içinde biz de yerimizi aldık.
Biz de bir dönem Güney Kore’deki emeklilik sistemi tartışıldı.
Emeklilerin aylıkları düşük buna çözüm olarak kıdem tazminatlarını fona aktaralım ,kıdem tazminatları üzerinden emeklilik mali yapısını güçlendirelim diye düşündüler. Tepki alınca bundan vazgeçtiler.
Anayasa ya göre Devlet her bir vatandaşını Sosyal Güvenlik Hakkını gerçekleştirebilecek yasal düzenlemeleri yapmak zorundadır.
Devlet Sosyal Güvenliğin amacını belirlemek zorundadır. Bu amacı belirlerken keyfi bir amaç gütmeyecektir.
Uluslararası sözleşmeler dahil her konuyu enine boyuna değerlendirip bir amaç belirlemek zorundadır. Yaşlıları sadakaya muhtaç etmeyerek aylık olarak ona geçinebileceği rakamı vermesi gerekir. Bu amacı gerçekleştirmek için sosyal politikalar belirleyecek ve bu amaca götürebilecek doğru orantılı tutarlı hukuk kuralları koyacak ve kurumsal bir yapı oluşturacak yani sistem kuracak .Devletin temel görevi budur.
5510 Sayılı Kanunda güzel sözler amaçlar yer alıyor. Sosyal Güvenlik baktığınız zaman amacını kanunda belirlemiş fakat bu amaca uygun kuralları yaratıyor mu?
5510 Sayılı kanunu bir tek cümle ile özetlesek alabildiğin kadar çok prim al ,verebildiğin en kalitesiz hizmeti ver.
Yani çıkarılan yasalar belirlenen amaca uygun değil. Sosyal Güvenlik sistemini korurken bazen sigortalıya hakkını vermeyelim noktasına varıyor. Sosyal Güvenlik Kurumu için de ne özerk bir yapı var ,ne liyakat var, bürokratik yapı diğer kurumlarda olduğu gibi siyasiler tarafından deforme edilmiş durumdadır. Sosyal Güvenlik Kurumunun prim tahsilini sağlayacak denetmen sayısı artırılmıyor, gençleştirilmiyor, aktifleştirilmiyor dolayısıyla prim tahsilatlarını yapamayan ancak idari cezalar ile yürütmeye çalışılan bir kurumsal yapı var. Tüm bunların üzerine bir de kayıt dışını koyarsanız SGK nın alması gereken primlerin alınmaması gibi bir sonuç doğuruyor.
Primler ya hiç alınmıyor, alınırsa da asgari ücret üzerinden bildiriliyor ve bunun üzerinden prim tahsilatı yapılıyor. Denetim olmadığından bir ay çalışan ayda 15 gün üzerinden gösteriliyor ve eksik prim tahsilatı doğuyor.
Dolayısıyla Sosyal Güvenlik Kurumu asli görevi olan denetim görevini eksik yerine getiriyor.
Halbuki Sosyal Güvenlik Kurumu denetim görevini yerine getirse sistem tersine işleyecek yani sermayeden emekliye emekçiye aktarılmış olacak, gelirde adalet sağlanacak. Herkesi güvence altında tutan toplumsal aidiyet sağlanmış olacak.
Sosyal Güvenlik şakaya gelmez , yaşlılık kaçınılmazdır ve sosyal bir risktir. Ömrünü çalışarak geçiren emeklilerin sadaka aylıklarına muhtaç olması kabul edilemez bir durumdur. Bunu yaşamamak için sosyal güvenlik haklarına sahip çıkılmalıdır.
Dilek Ete
Sosyal Güvenlik Müşaviri
EMEKLİ AYLIKLARI DÜŞÜK
Çalışanların ücretlerinden onların geleceklerine katkı sunma vaadiyle kesinti yapılması 1960 lı yıllara dayanıyor. Önce memurlarla başladı. Sonra işçilere ,en son da işverenlerin gelirlerinden kesinti yaparak emeklilik kasasına aktarıldı.
Tüm bu kesintilerde ortak söylem tüm bu emeklilik prim kesintileri en yüksek ekonomik getiriyi sağlayacak biçimde değerlendirilecekti. Burada toplanan paralar üretime, sanayiye aktarılacaktı. Çalışanlar açısından da ileride yaşayacakları yaşlılık döneminde yaşamlarını devam ettirecekleri iyi bir gelire kavuşacaklardı.
Bugüne kadar toplanan paralar enflasyon karşısında eridi ,adeta kuşa döndü asla neye göre nemalandırıldığı açıklanmadı .Zorunlu tasarruflar hep Ziraat Bankasının mevduat faizi üzerinden güncellendi. Oysa bu kesintiler yapılırken en yüksek getiriyi sağlayan ekonomik enstrümanlar da değerlendirileceği konuşuluyordu.
Vergi koymaktansa insanların içinde bulundukları zor durumu istismar ederek, umut vadederek onların ücretlerin bir kısmını zorunlu olarak toplayarak toplanan fonları sermaye piyasasına aktararak bugünlere kadar gelindi.
Bugüne kadar aslında acı ilacın tatlandırılması için yapılan açıklamalar hep gündemdeydi. Bugün ise sermaye şirketlerini beslemek için yasa yoluyla cebimizden alınan paranın nemalandırılmadan emeklilere ödenmesi sağlanıyor.
Geçen süreçte kademeli olarak yaşlılık aylıkları bile isteye düşürüldü. Dünyanın neresinde emekli aylıkları düşükse düşük aylıklara bağlı yaşlı yoksulluğunu giderebilmek için hazineden para çıkmasın diye çalışanlara ek yükler getiren sistemler kurulur.
Yaşlılık sosyal bir risktir. Yaşlılığa bağlı olarak ileride gelir getirecek bir işte fiziken çalışmayı yaşa bağlı olarak yitiriyorum. Gelir elde edemediğim bu dönemde ölene kadar , çalıştığım dönemdeki hayat standardım bir başkasına muhtaç olmadan sürdürebilmek için yaşlılık denilen sosyal riski gençken satın alıyorum. Gençken zorunlu olarak kesilen işçi/ işveren primleri ile ileride yaşlılık aylığı almayı umut ediyorum. Bu kesilen primler aslında yaşlılık (sosyal) riski satın almaktır.
Bunun karşılığında devlet bana ne vadediyor?
Devlet bana 25 yıl çalışırsan prim ve yaş koşulunu da gerçekleştirirsen ben sana yatırdığın primleri güncelleme katsayısı ile çarpıp güncelleyerek ve belli bir Aylık Bağlama Oranı (ABO) ile bir aylık bağlayacağım diyor.
Bu aylık hesabında İki tane çarpan var.
Bunlardan birisi aylık bağlama oranı diğeri güncelleme katsayısı bunlarla oynadığın zaman yani güncelleme katsayısını düşürürsen ve Aylık Bağlama Oranını düşürürsen benden aldığın peşin olarak aldığın primler karşılığı bana ödeyeceği yaşlılık aylığı da düşüyor.
Bu durumda Devlet vaat ettiğini yerine getirmiyor. Çalışırken sürdürdüğüm hayat standardını en azından %70 ini çalışmadan da sürdüreceğim emeklilik döneminde de sağlayabileceği bir emekli aylığını vermiyor.
Benden aldığı parayı çarçur ediyor değerlendirmiyor.
Sosyal Güvenliğin primli sistemine aykırı bir sürü düzenleme yapıyor.
Borçlanma yasaları çıkarıyor. Toplanan primleri ucuz kredi olarak kullandırıyor. Bu para doğru düzgün değerlendiremediği için yaşlılığımda hayat standardımı koruyacak bir aylık vermiyor.
OECD rakamlarına göre Gayrı Safi Milli Hasıladan emekliler için ayrılan paya baktığımızda emekliler için en az pay ayıran ülke Meksika, Güney Kore ‘dir. Türkiye ‘de giderek bu ülkelerin arasında yerini alıyor. En kötüler içinde biz de yerimizi aldık.
Biz de bir dönem Güney Kore’deki emeklilik sistemi tartışıldı.
Emeklilerin aylıkları düşük buna çözüm olarak kıdem tazminatlarını fona aktaralım ,kıdem tazminatları üzerinden emeklilik mali yapısını güçlendirelim diye düşündüler. Tepki alınca bundan vazgeçtiler.
Anayasa ya göre Devlet her bir vatandaşını Sosyal Güvenlik Hakkını gerçekleştirebilecek yasal düzenlemeleri yapmak zorundadır.
Devlet Sosyal Güvenliğin amacını belirlemek zorundadır. Bu amacı belirlerken keyfi bir amaç gütmeyecektir.
Uluslararası sözleşmeler dahil her konuyu enine boyuna değerlendirip bir amaç belirlemek zorundadır. Yaşlıları sadakaya muhtaç etmeyerek aylık olarak ona geçinebileceği rakamı vermesi gerekir. Bu amacı gerçekleştirmek için sosyal politikalar belirleyecek ve bu amaca götürebilecek doğru orantılı tutarlı hukuk kuralları koyacak ve kurumsal bir yapı oluşturacak yani sistem kuracak .Devletin temel görevi budur.
5510 Sayılı Kanunda güzel sözler amaçlar yer alıyor. Sosyal Güvenlik baktığınız zaman amacını kanunda belirlemiş fakat bu amaca uygun kuralları yaratıyor mu?
5510 Sayılı kanunu bir tek cümle ile özetlesek alabildiğin kadar çok prim al ,verebildiğin en kalitesiz hizmeti ver.
Yani çıkarılan yasalar belirlenen amaca uygun değil. Sosyal Güvenlik sistemini korurken bazen sigortalıya hakkını vermeyelim noktasına varıyor. Sosyal Güvenlik Kurumu için de ne özerk bir yapı var ,ne liyakat var, bürokratik yapı diğer kurumlarda olduğu gibi siyasiler tarafından deforme edilmiş durumdadır. Sosyal Güvenlik Kurumunun prim tahsilini sağlayacak denetmen sayısı artırılmıyor, gençleştirilmiyor, aktifleştirilmiyor dolayısıyla prim tahsilatlarını yapamayan ancak idari cezalar ile yürütmeye çalışılan bir kurumsal yapı var. Tüm bunların üzerine bir de kayıt dışını koyarsanız SGK nın alması gereken primlerin alınmaması gibi bir sonuç doğuruyor.
Primler ya hiç alınmıyor, alınırsa da asgari ücret üzerinden bildiriliyor ve bunun üzerinden prim tahsilatı yapılıyor. Denetim olmadığından bir ay çalışan ayda 15 gün üzerinden gösteriliyor ve eksik prim tahsilatı doğuyor.
Dolayısıyla Sosyal Güvenlik Kurumu asli görevi olan denetim görevini eksik yerine getiriyor.
Halbuki Sosyal Güvenlik Kurumu denetim görevini yerine getirse sistem tersine işleyecek yani sermayeden emekliye emekçiye aktarılmış olacak, gelirde adalet sağlanacak. Herkesi güvence altında tutan toplumsal aidiyet sağlanmış olacak.
Sosyal Güvenlik şakaya gelmez , yaşlılık kaçınılmazdır ve sosyal bir risktir. Ömrünü çalışarak geçiren emeklilerin sadaka aylıklarına muhtaç olması kabul edilemez bir durumdur. Bunu yaşamamak için sosyal güvenlik haklarına sahip çıkılmalıdır.
Dilek Ete
Sosyal Güvenlik Müşaviri