×
← Tüm Makaleler Ana Sayfa

EMEKLİ AYLIĞINI KONUŞALIM, KAYIT DIŞI İSTİHDAMI DA KONUŞALIM!

Türkiye’de emekli aylıklarını tartışırken çoğunlukla aynı soruların etrafında dönüyoruz:

“Emekliye ne kadar zam yapılacak?”

“Bütçede bunun için kaynak var mı?”

“Altı aylık enflasyon farkı ne kadar olacak?”

Elbette bunların hepsi önemli. Ancak Türkiye’nin sosyal güvenlik sisteminin güçlü ve sürdürülebilir olmasını, emekli aylıklarının da kalıcı biçimde iyileştirilmesini istiyorsak meselenin yalnızca gider tarafını değil, gelir tarafını ve sistem dışında kalan kaynakları da konuşmak zorundayız.

Bu noktada karşımıza Türkiye’nin uzun yıllardır mücadele ettiği önemli bir sorun çıkıyor:

Kayıt dışı istihdam.

Kayıt Dışı İstihdamda Mesafe Alındı, Ama Sorun Hâlâ Büyük

Türkiye’de kayıt dışı istihdamla özellikle 2006 yılından itibaren daha yoğun bir mücadele yürütülüyor. Bu mücadelede önemli mesafe alındığını kabul etmek gerekir.

2002 yılında yaklaşık %52 olan kayıt dışı istihdam oranı, 2025 yılında %26,9’a, tarım dışında ise %16,9’a kadar geriledi.

Bu başarı küçümsenemez.

Ancak %26,9 hâlâ çok yüksek bir orandır.

Üstelik kayıt dışı istihdam denildiğinde yalnızca tamamen sigortasız çalıştırılan kişileri düşünmemek gerekir.

Kayıt dışılık;

şeklinde de ortaya çıkabilmektedir.

Dolayısıyla mesele yalnızca “Kaç kişi sigortasız çalışıyor?” sorusundan ibaret değildir.

Asıl sorulardan biri de şudur:

Türkiye’de çalışanların gerçek kazançlarının ne kadarı SGK sistemine doğru biçimde bildiriliyor?

Denetim Artık Sadece İşyerine Gitmekten İbaret Değil

SGK artık kayıt dışı istihdamla mücadelede yalnızca işyerlerine giderek klasik denetim yapmakla yetinmiyor.

Kamu kurumlarından ve bankalardan gelen veriler, çapraz kontroller, veri analizleri ve risk odaklı denetim yöntemleri de kullanılabiliyor.

2024 yılında 155 bin denetim gerçekleştirildi; 141.462 kayıt dışı çalışan ve 19.809 kayıt dışı işyeri tespit edildi.

Bu rakamlar, denetimin ve veri analizinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Peki kayıt dışılık daha da azaltılırsa ne olur?

Daha fazla çalışan sisteme prim öder.

Eksik bildirilen ücretlerin gerçek kazanç üzerinden bildirilmesi prim gelirini artırır.

SGK’nın prim tabanı genişler.

Kayıtlı çalışanların gelecekteki emeklilik hakları güçlenir.

Sosyal güvenlik sisteminin finansman dengesi iyileşir.

Burada özellikle altını çizmemiz gereken önemli bir nokta var:

Kayıt dışılıktan elde edilecek ilave prim geliri, bugünkü emeklinin aylığını kendiliğinden artırmaz.

Ancak SGK’nın gelirlerini kalıcı biçimde artırır ve emekli aylıklarının iyileştirilmesi için kamu maliyesine çok daha güçlü bir alan yaratabilir.

O hâlde yalnızca;

“Emekliye ne kadar zam vereceğiz?”

diye sormayalım.

Bir de şunu soralım:

“SGK’nın gelirlerini nasıl artıracağız ve kayıt dışılıktan kurtarılan bu kaynağın ne kadarını emeklinin aylığına ve refahına yansıtacağız?”

Çünkü denklem aslında oldukça açıktır:

Kayıtlı istihdam = Daha fazla prim geliri + Daha güçlü SGK + Daha sürdürülebilir sosyal güvenlik sistemi.

Emekli aylıklarını kalıcı biçimde iyileştirmenin yollarından biri, sosyal güvenlik sisteminin gelir tabanını büyütmektir.

Kayıt Dışılık Azalırsa Ne Kadar İlave Prim Potansiyeli Oluşabilir?

Şimdi konuyu rakamlarla ele alalım.

TÜİK’e göre 2025 yılında istihdam edilenlerin sayısı 32 milyon 566 bin kişi.

SGK Başkanı’nın açıkladığı toplam kayıt dışı istihdam oranı ise %26,9.

2026 yılında aylık prime esas kazanç alt sınırı, yani brüt asgari ücret 33.030 TL.

Normal 4/a çalışanında işçi + işveren + işsizlik sigortası toplam prim oranı, teşvikler dikkate alınmadan %38,75.

Bunun;

%21’i malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası,
%12,5’i genel sağlık sigortası,
%2,25’i kısa vadeli sigorta kolları,
%3’ü ise işsizlik sigortasıdır.

Şimdi teorik bir hesap yapalım.

Kayıt dışılıktan kayıt içine geçen her çalışanın asgari ücret düzeyinden, ayda 30 gün ve yılda 12 ay kesintisiz bildirildiğini düşünelim.

Çalışan + işveren SGK primlerinin yaklaşık %33,75 olduğunu varsayalım ve bu hesapta işsizlik sigortasını dikkate almayalım.

Kayıt dışılık %20’ye düşerse

Kayıt dışı istihdam oranının %26,9’dan %20’ye düşmesi durumunda yaklaşık 2,25 milyon kişi daha kayıt altına girebilir.

Bunun yıllık yaklaşık 301 milyar TL ilave SGK primi potansiyeli oluşturması mümkündür.

Kayıt dışılık %15’e düşerse

Kayıt dışılık %15’e düşerse yaklaşık 3,88 milyon kişinin daha kayıt altına girmesi söz konusu olur.

Bu senaryoda yıllık yaklaşık 518 milyar TL ilave SGK primi potansiyeli ortaya çıkar.

Kayıt dışılık %10’a düşerse

Kayıt dışılık %10’a indirilebilirse yaklaşık 5,50 milyon kişinin daha kayıt altına girmesi anlamına gelir.

Bunun yıllık yaklaşık 736 milyar TL ilave SGK primi potansiyeli oluşturabileceği hesaplanabilir.

Bunlar elbette teorik senaryolardır. Her kayıt dışı çalışanın tam yıl ve asgari ücret üzerinden kayıt altına alınacağı varsayımına dayanmaktadır.

Ancak rakamların büyüklüğü bize çok önemli bir gerçeği göstermektedir:

Kayıt dışılıkla mücadele aynı zamanda SGK’nın gelir tabanını büyütme mücadelesidir.

Bir de Gerçek Ücreti Düşük Bildirilen Çalışanlar Var

Üstelik yukarıdaki hesapta yalnızca tamamen kayıt dışı çalışanların asgari ücret üzerinden sisteme girmesini ele aldık.

Bir başka büyük sorun daha var:

Gerçek ücretin asgari ücretin üzerinde olmasına rağmen çalışanın SGK’ya asgari ücret veya gerçek ücretinden daha düşük bir kazanç üzerinden bildirilmesi.

SGK mevzuatına göre hak edilen ücretler prime esas kazanca dahildir.

Dolayısıyla ücretlerin eksik bildirilmesiyle etkin mücadele edilmesi hâlinde sosyal güvenlik sisteminin gelir potansiyeli daha da farklılaşabilir.

Bunu da bir örnekle açıklayalım.

Bir işçinin gerçek brüt ücretinin 60.000 TL, ancak SGK bildiriminin 33.030 TL olduğunu varsayalım.

Bu durumda:

60.000 - 33.030 = 26.970 TL

prime esas kazanç sistem dışında kalmaktadır.

Toplam prim oranını %38,75 olarak ele aldığımızda bu fark üzerinden doğan prim farkı aylık yaklaşık 10.451 TL, yıllık ise yaklaşık 125.410 TL olmaktadır.

Şimdi bunu çalışan sayısına göre ölçeklendirelim:

1 milyon böyle çalışan → yaklaşık 125,4 milyar TL,

2 milyon çalışan → yaklaşık 250,8 milyar TL,

3 milyon çalışan → yaklaşık 376,2 milyar TL

yıllık toplam prim farkı anlamına gelir.

Burada önemli bir ayrıntının altını çizmek gerekir:

Bu hesapta işsizlik sigortası primi de bulunduğundan söz konusu tutarın tamamı SGK’nın emeklilik kasasına gidecek para değildir.

Ancak bu hesap bize potansiyel büyüklüğün hangi seviyelere ulaşabileceğini göstermektedir.

Üstelik bu yalnızca 60.000 TL gerçek brüt ücret / 33.030 TL SGK bildirimi varsayımıdır.

Gerçek ücret 50 bin, 70 bin veya 100 bin TL olduğunda sonuç doğal olarak değişecektir.

Dolayısıyla kayıt dışı istihdamla mücadele yalnızca tamamen sigortasız çalışanları sisteme almak olarak görülmemelidir.

Gerçek kazancın doğru bildirilmesi de kayıt dışılıkla mücadelenin en önemli parçalarından biridir.

KAYIT DIŞI İSTİHDAM AZALIRSA EMEKLİYE KAYNAK YARATILABİLİR Mİ?

SGK’nın 2025 Kasım itibarıyla yaklaşık 17 milyon pasif sigortalısı bulunuyor.

Başka bir ifadeyle, dul ve yetimler de dahil olmak üzere yaklaşık 17 milyon kişiye emekli aylığı veya ilgili pasif sigortalılık kapsamında ödeme yapılıyor.

Şimdi yalnızca büyüklüğü anlayabilmek için yukarıdaki teorik ilave prim potansiyellerini 17 milyon kişiye bölelim.

Kayıt dışılığın %20’ye düşürüldüğü senaryoda, yaklaşık 301 milyar TL’lik yıllık potansiyel kaynak 17 milyon kişiye bölündüğünde aylık kişi başına yaklaşık 1.474 TL düzeyinde bir büyüklüğe karşılık geliyor.

Kayıt dışılığın %15’e düşürüldüğü senaryoda, yaklaşık 518 milyar TL’lik potansiyel kaynak kişi başına aylık yaklaşık 2.542 TL düzeyine karşılık geliyor.

Kayıt dışılığın %10’a düşürüldüğü senaryoda ise yaklaşık 736 milyar TL’lik potansiyel kaynak kişi başına aylık yaklaşık 3.610 TL düzeyinde bir büyüklük oluşturuyor.

Ancak burada çok önemli bir uyarı yapılmalıdır:

Bu rakamlar, “Emekliye bu kadar zam yapılabilir veya yapılacaktır.” anlamına gelmiyor.

Çünkü SGK primleri yalnızca emekli aylıklarına harcanmıyor.

Sosyal güvenlik sistemi; sağlık harcamaları, malullük ve ölüm sigortaları ile diğer sosyal güvenlik giderlerini de finanse ediyor.

Nitekim SGK’nın 2025 yılında yalnızca sağlık ödemeleri 1 trilyon 353 milyar TL’yi aşmış durumda.

Dolayısıyla yukarıdaki hesabın amacı, elde edilebilecek bütün ilave gelirin emekliye dağıtılabileceğini ileri sürmek değildir.

Ama bize çok önemli bir şeyi göstermektedir:

Kayıt dışılıkla gerçek anlamda mücadele edilmesinin yaratabileceği mali alanın büyüklüğünü.

Emekli Aylığını Konuşurken Kayıp Gelirleri de Konuşalım

O hâlde emekli aylıklarını tartışırken sadece;

❌ “Bütçede para var mı?”

❌ “Enflasyon farkı ne kadar?”

diye sormak yeterli değildir.

Aynı zamanda şu soruları da sormalıyız:

Kayıt dışı istihdam neden hâlâ %26,9 seviyesinde?

Neden hedef önce %20, ardından %15 ve uzun vadede %10 olmasın?

Gerçek ücret yerine asgari ücret veya daha düşük kazanç üzerinden yapılan SGK bildirimleri ne kadar etkin denetleniyor?

Banka, vergi, POS, ücret ve SGK verileri daha güçlü biçimde çapraz denetlenebilir mi?

Kayıt dışılığın azaltılmasıyla elde edilen ilave prim gelirinin oluşturduğu mali alanın bir bölümü neden emeklinin refahına yansıtılmasın?

Türkiye’nin emekli aylıkları sorununu yalnızca “ne kadar zam yapılacağı” üzerinden tartışması eksik kalır.

Çünkü bir sosyal güvenlik sisteminde giderler kadar gelirlerin nasıl oluşturulduğu da önemlidir.

Emekliye kaynak arıyorsak sadece giderleri değil, kayıp gelirleri de konuşmalıyız.

📊 Kayıt dışılığı azalt.

🔍 Eksik ücret bildirimini denetle.

🏦 Banka, vergi, POS, ücret ve SGK verilerini daha etkin çapraz kontrol et.

💰 Gerçek kazanç üzerinden prim alınmasını sağla.

💰 SGK’nın prim tabanını büyüt.

👴👵 Oluşan mali alanın bir bölümünü emeklinin refahını artırmak için değerlendir.

Sonuç: “Kaynak Yok” Demeden Önce Kaybolan Kaynağa Bakalım

Yaklaşık 17 milyon emekliye ve hak sahibine “kaynak yok” demeden önce, sosyal güvenlik sisteminin dışında kalan veya eksik bildirilen kazançlardan kaynaklanan potansiyel gelirin peşine düşmek gerekir.

Kayıt dışılığın azaltılması tek başına Türkiye’deki emekli aylıkları sorununu çözmez.

Aynı şekilde, kayıt dışılıktan sağlanan her ilave liranın doğrudan emekli aylıklarına aktarılması da mümkün değildir.

Ancak kayıt dışılığın azaltılması, eksik ücret bildirimlerinin önlenmesi ve gerçek kazanç üzerinden prim alınması SGK’nın gelir tabanını kalıcı olarak genişletebilir.

Bu da sosyal güvenlik sisteminin mali yapısını güçlendirebilir ve emeklilerin refahını artıracak politikalar için daha geniş bir mali alan oluşturabilir.

Bu nedenle tartışmamız gereken mesele yalnızca;

“Emekliye ne kadar zam yapacağız?”

değildir.

Asıl soru şudur:

“Türkiye sosyal güvenlik sisteminin kayıp ve kaçaklarını ne kadar azaltabilir, SGK’nın gelir tabanını ne kadar büyütebilir ve yaratılan bu ilave mali alanın ne kadarını emeklinin refahına yansıtabilir?”

Çünkü güçlü bir emeklilik sistemi, yalnızca aylıkların artırılmasıyla değil, o aylıkları uzun yıllar boyunca finanse edebilecek güçlü ve sürdürülebilir bir gelir yapısıyla mümkündür.

Kayıt dışılığı azalt.

Denetimi güçlendir.

Gerçek kazanç üzerinden prim al.

SGK’nın gelir tabanını büyüt.

Sosyal güvenlik sistemini güçlendir.

Ve emekliye kaynak arıyorsak, önce sistemin kayıp ve kaçaklarını mümkün olduğunca azaltalım.

Çünkü emekli aylığını konuşacaksak, kayıt dışı istihdamı da konuşmak zorundayız.